Logo
İnsan Hakları Derneği
DEPREM DEĞİL DAYANIKSIZ BİNALAR, ÇARPIK KENTLEŞME, ALINMAYAN ÖNLEMLER, İNSANI DEĞİL RANTI ÖNCELEYEN POLİTİKALAR ÖLDÜRÜR!

27 yıl önce bugün, Kocaeli-Gölcük merkezli 7.4 şiddetinde Marmara depremi ile sarsıldık. Kocaeli, Yalova, Sakarya, İstanbul ve Düzce'de resmi rakamlara göre 17.480 kişi yaşamını kaybetti. 43953 kişi yaralandı. Evler, işyerleri yıkıldı; okullar, kamu kurumları dahil binalar hasar gördü.

27 yıl içinde Mayıs 2003’de Bingöl, Ekim 2012’de Van, Ocak 2020’de Elazığ, Ekim 2020’de İzmir ve 2023’de Maraş merkezli 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin acısını yaşadık. Her bir depremde can kayıpları yaşamaya devam ettik. Her depremden sonra “depreme hazırlık” için yapılması gerekenler sıralandı, mecliste deprem araştırma komisyonları kuruldu, konuşulanlar; güvenli konutlar, depreme dayanıklı şehirler, afet acil eylem planları… kağıt üzerinde kaldı.

İnşaata dayalı ekonomi politikalarıyla şehirler betona boğuldu. Deprem toplanma alanlarına alışveriş merkezleri, plazalar dikildi. Afet riski gerekçesi ile “kentsel dönüşüm” uygulamaları hızlandırıldı ancak rant odaklı projeler yapıldı. İstanbul’da son 20 yılda tamamlanan ve yapımı devam eden büyük ölçekli inşaat projeleri, mevzuata aykırı uygulamalar ve imara açılan alanlarda üretilen inşaat alanları ile elde edilen 1,4 trilyon lira maddi kazançla İstanbul’daki orta ve üzeri riskli yapıların tamamı 4 kere dönüştürülebilirdi.

Şehirleri deprem dirençli hale getirmek yerine 27 yılda 8 kez çıkarılan imar aflarıyla depremin yıkıcı etkisi daha da artırıldı. En son 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “İmar barışı” adı altında çıkarılan imar affıyla afet riski altındaki alanlarda olup olmadıklarına, kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihî, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilip edilmediklerine bakılmaksızın Türkiye çapında 3 milyon 119 bin 947 kaçak ve imara aykırı yapı için yapı kayıt belgesi verildi. Dönemin Çevre ve Şehircilik eski bakanı Mehmet Özhaseki “imar affı” programı kapsamında 40-50 milyar TL toplanmasını umduğunu, bu paranın da “depreme karşı kentsel dönüşüm” amaçlı belediyelere 0 (sıfır) faizle verileceğini söyledi. Özhaseki’nin sözleri vaad olarak kaldı. İmar affıyla toplanan 23,5 milyar TL civarında paranın nasıl kullanıldığı açıklanmadı. 

Son yaşadığımız 6 Şubat depremlerinde ise; iktidarın deprem öncesi hazırlık, deprem anı ve deprem sonrasına dair hiç bir planı olmadığı açık bir şekilde görüldü.

17 Ağustos depreminin 27. Yılında depremde kaybettiklerimizi anarken bir kez daha hatırlatıyoruz: Yüzde 98’i aktif ve farklı deprem kuşakları üzerinde yer alan bir deprem ülkesinde yaşıyoruz. Depreme karşı mücadele yerel ve merkezi iktidarların görevidir. “Riskli binalarda oturmayın” diyerek sorumluluk halkın sırtına yüklenemez. Güvenli binalarda, deprem dirençli şehirlerde yaşamak bir insan hakkıdır.

Öncelikle tüketim, rant ve kar odaklı kent politikaları derhal terk edilmelidir. Kentsel dönüşüm programları, kar ve rant odaklı değil, barınma hakkı kamusal bir hak olarak görülerek projelendirilmelidir.

1. Yaşam hakkını önceleyen, insan, doğa ve tüm canlıları odağına alan bir kent planı için Yerel yönetimler ve başta emek meslek örgütleri olmak üzere demokratik kitle örgütleriyle birlikte kent koordinasyonları kurulmalıdır.

2. Kamu binalarının depreme karşı güvenli oluşu tartışılmaz bir gerçek olmalı, başta hastaneler, okullar deprem sonrası işlevini yerine getirebilmelidir.

3. Kentlerde altyapı, toplu ulaşım, yangından korunma gibi sistemler, deprem riski öngörüsüyle inşa edilmelidir.

4. Deprem sonrası toplanma alanları çok önemlidir!

1999 depreminden sonra hazırlanan Afet Acil Eylem Planı kapsamında belirlenen 493 toplanma alanının neredeyse tamamı zaman içinde imara açılmış,  bu alanların yerini rezidanslar, alışveriş merkezleri ve otoparklar almıştır. Deprem sonrasında kullanılacak toplanma alanlarının insanların barınma, sağlık, hijyen, temiz su ve diğer temel ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılayabilecek nitelik ve büyüklükte olması gerekir.Deprem toplanma alanlarının oluşturulması ve korunması bir tercih değil, afetlere hazırlığın temel unsurlarından biri olan zorunlu ve hayati bir ihtiyaçtır. Bu alanların yapılaşmaya açılması, deprem sonrasında insanların güvenli ve insanca yaşam koşullarına erişimini doğrudan etkileyen ciddi bir meselesidir.

5. Eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel hizmetlerin eşit, nitelikli güvenli ve ulaşılabilir olmaları her koşulda güvence altına alınmalıdır.

6. Afet bilinci ve kültürünün gelişmesi için ilköğretimden itibaren coğrafya ve jeoloji dersleri müfredata alınmalı; afet öncesi, afet anı ve sonrası için eğitimler verilmeli, afet esnası ve sonrasında yapılacaklara dair eğitimler ilkokul seviyesinden başlatılmalıdır.

7. Afet yönetiminde toplumsal cinsiyet eşitliği temel alınmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçirilmesi kamu politikası olarak kabul edilmeli ve afet yönetiminin tüm süreçleri bu politika üzerinden yapılandırılmalıdır.

8. AFAD ve Kızılay yeniden yapılandırılmalı, iktidardan bağımsızlaştırılmalıdır. İllerde AFAD danışma kurulları oluşturulmalı, ilgili demokratik kitle örgütleri ve yerel yönetimler bu kurullarda yer almalıdır.

 

 

İnsan Hakları Derneği

İstanbul Şubesi