Logo
İnsan Hakları Derneği
“18 MART POLİTİK MAHPUSLARLA DAYANIŞMA GÜNÜ” MAHPUS HAKLARI AYRIMSIZ BÜTÜN MAHPUSLARA UYGULANSIN, İNFAZDA AYRIMCI MEVZUAT VE UYGULAMALAR KALDIRILSIN

18 Mart; Uluslararası Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü’dür. 1920’de Komintern tarafından kurulan Kızıl Yardım Örgütü, 1923 yılında Paris Komünü’nün kuruluş günü olan 18 Mart’ı politik tutsaklara adayarak “Uluslararası Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü” ilan etmiştir. Dünyanın dört bir yanında 18 Mart’ta politik mahpuslarla dayanışma yükseltilmektedir.

“18 MART POLİTİK MAHPUSLARLA DAYANIŞMA GÜNÜ” vesilesi ile Türkiye hapishanelerinde yaşanan genel sorunlar yanında, kadınlar, LGBTİ+lar, yaşlılar, engelliler, çocuklar gibi ayrımcılığa maruz kalan gruplar arasında bulunan politik mahpuslara yönelik ayrımcı düzenleme ve uygulamalara dikkat çekmek, yaşanan sorunlara Anayasa ve uluslararası insan ve mahpus hakları belgelerinde tanımlanan ilkeler çerçevesinde, eşitlik ve temel haklar esas alınarak çözüm üretilmesini istemek ve bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunanları göreve davet etmek üzere bu açıklamayı gerçekleştiriyoruz.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü açıklamasına göre Mart 2026 itibarıyla Türkiye'deki cezaevlerinde, toplam 304.956 kapasiteye karşılık yaklaşık 412.991 tutuklu ve hükümlü bulunmakta olup, doluluk oranı yüzde133,5 civarındadır. 400'den fazla cezaevinde yaşanan bu yoğunluk, kapasitenin 100 binin üzerinde bir nüfusa işaret ederek rekor seviyeleri sürdürmektedir.

Açıklanan bu rakamlar dolup taşan hapishanelerin toplam nüfusunu vermektedir. Bu verilerde politik adli mahpus ayrımı yok. Ama pratikte politik mahpuslara yönelik yargı sürecinden itibaren derin bir ayrımcı politika vardır. Diğer mahpuslar mahkemede verilen hapis cezasının dörtte ikisini yatıyor iken Politik mahpuslar dörtte üçünü yatmaktadır. İnfazda eşitlik ilkesi bu şekilde yok edilerek ayrımcılık “yasal” bir nitelikle uygulanmaktadır.

İnfazda eşitlik ilkesini politik mahpuslar aleyhine bozan düzenleme ve uygulamaların mahpusların yaşamının her alanında söz konusu olduğu görülmektedir.

Örneğin sağlık ve tedaviye erişimde Ceza İnfaz Kanunu’nun 16. maddenin ve Anayasa’nın 104. maddesi kapsamında Cumhurbaşkanına verilen af yetkisinin politik mahpuslar için ayrımcılık yaratacak şekilde uygulandığı bilinmekte, yaşlı engelli, hasta politik mahpuslar dört duvar arasında ölüme terk edilmektedirler.

Yaşam hakkına yönelik doğrudan ihlaller bakımından, işkence, ağır tecrit, intihara zorlanma gibi nedenlerle şüpheli şekilde yaşamını kaybeden mahpusların ekseriyetini politik mahpuslar oluşturmaktadır. 

Bir işkence yöntemi olan ağır tecrit, sistematik bir uygulama olarak karşımıza çıkmakla birlikte politik mahpuslara ağırlaştırılarak uygulanmaktadır. Son yıllarda açılan S, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishaneler ağır tecrit mekânları olarak dizayn edilmiştir. 

Özellikle politik mahpusların sürgün sevk edildiği “Kuyu tipi” olarak adlandırılan S, Y ve Yüksek Güvenlikli hapishaneler insan haklarına aykırı bir infaz modeli oluşturuyor. Kuyu tipi hapishanelerde tecrit, mekânsal olarak da gerçekleştirilmiştir. Havalandırma, hücrenin bir parçası değil hücreden ayrı bir yerdedir. Mahpuslar günde 23 saate kadar hücrede tutulurken sadece 1 ya da 1,5 saat havalandırmaya çıkarılmaktadır. Havalandırmadan gökyüzü kuyudan bakılıyormuş gibi uzak ve dardır. Üstüne üstlük havalandırma tel kafesle örtülmüştür.

2021 yılı Ocak ayından itibaren faaliyete başlayan İdare ve Gözlem Kurulları, şartlı tahliye, denetimli serbestlik, açık hapishaneye ayrılma yanında temel hakların kullanımında düzenlediği iyi hal değerlendirme raporları ile belirleyici olmakta ve bu yetkisini politik mahpuslar aleyhine kullandığı görülmektedir. Örneğin cezasını tamamlayan mahpuslar hapiste tutulmaya devam edilmektedir. Düzenlenen yasada ayrımcılık görünmese bile İdare ve Gözlem Kurullarının kararlarında ayrımcılığı net biçimde görülmektedir. Pişmanlık dayatılan politik mahpus, onur kırıcı pişmanlığı kabul etmediğinde tahliyesi Kurul’un akıl dışı kararlarıyla ertelenmektedir.

Mahpusların yaşam alanlarına çevrili kameralar baskı ve psikolojik işkence niteliğindedir. Kadın mahpuslara yönelik bu uygulama açık bir cinsel taciz niteliği de taşımaktadır. Kameraya karşı olan politik mahpuslara disiplin cezası verildiği gibi fiziki işkence de uygulanmaktadır.

Ayrımcı uygulamalar, politik mahpuslar kadar olmasa da adli nedenlerle hapiste bulunan mahpuslar için de söz konusu olmaktadır. Bu nedenle artan sayıda adli mahpusun sorunları çözebilmek için açlık grevi yaptığı bilinmektedir.

Bilindiği üzere infaz hukukunun evrensel ilkelerine göre; ceza infazında suç değil ceza esas alınır. Devletle mahpus arasındaki ilişki ceza üzerinden sürdürülür. Ve hakkında hüküm verilen kişiler infaz bakımından eşitlenir. 

5275 Sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN’un  “infazda temel ilke” başlıklı 2. maddesi : “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar, hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçler ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.”  diyerek bu ilkeyi benimsediğini göstermekte ancak devam eden maddelerinde bu ilkeye aykırı düzenlemeler içermektedir. 

Özellikle “Diğer Cezalar, Tedbirler, Koşullu Salıverilme ve Tutukluluk” başlıklı bölümde denetimli serbestlik, açık cezaevine ayrılma, koşullu salıverme koşulları ve süreleri bakımından ceza infazında suç türlerinin esas alındığı görülmektedir.

Politik mahpuslar bakımından istisnai ağırlaştırılmış infaz rejimi uygulanmakta, politik mahpuslar aynı cezayı almış diğer mahpuslardan daha uzun süre özgürlüğünden mahrum bırakılmakta, tecrit gibi daha ağır infaz koşullarına tabi tutulmaktadırlar.

“Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası’nın infazında, Umut hakkı gözetilerek verilen AİHM kararlarına rağmen politik mahpuslara ayrımcı uygulama devam etmekte, ölene kadar, ağır hak yoksunlukları altında ve ağır tecrit koşullarında hapiste tutularak, idam cezasına eş bir pratik sürdürülmektedir.

Anayasa, İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi, BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Herhangi Bir Biçimde Tutuklanan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü, AB Temel Haklar Şartı, Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme, Yogyogarta İlkeleri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen Avrupa Cezaevi Kuralları ile tavsiye niteliğindeki kararları, AİHM kararları ve benzeri belgeler; çözüm için evrensel ilkeleri göstermekte, burada kısaca değindiğimiz, mahpuslar bakımından “yaşamsal” önemdeki sorunların çözümü için yetkililerin bu ilkeler çerçevesinde çözüm üretmesi beklenmektedir.  

18 Mart Politik Mahpuslarla Dayanışma Günü vesilesi ile bir defa daha; yukarıda özetlediğimiz sorunların üstte dayanaklarını belirttiğimiz evrensel ceza infaz hukuku ilkeleri çerçevesinde çözüme kavuşturulması ile mahpusların yaşam ve sağlık haklarından başlayarak temel haklarının korunması için, mevzuat ve uygulamada hak ihlallerine neden olan düzenleme ve durumlara derhal son verilmesi doğrultusunda tüm sorumlu kişi ve kurumları göreve davet ediyoruz. 

 

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu