21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü : IRKÇILIĞA KARŞI BİR ARADAYIZ, GÖÇMENLERLE DAYANIŞMADAYIZ
Bugün burada, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığı ile Mücadele
Günü vesilesiyle, eşitlik, insan onuru ve birlikte yaşam hakkını savunmak için
bir araya geldik.
21 Mart 1960’ta Güney Afrika’da apartheid rejimine karşı barışçıl
protesto düzenleyen 69 kişi polis tarafından öldürüldü. Bu katliamın ardından Birleşmiş Milletler 21 Mart’ı Uluslararası
Irk Ayrımcılığı ile Mücadele Günü ilan etti. Ancak aradan geçen on yıllara
rağmen ırkçılık ve ayrımcılık dünyanın birçok yerinde hâlâ ciddi bir insan
hakları sorunu olmaya devam ediyor.
Birleşmiş Milletler’in 1965
tarihli Irk Ayrımcılığının Her Türlü
Biçiminin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, ırkçı öğretilerin bilimsel
olarak temelsiz, ahlaken kabul edilemez ve toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu
açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye
bu sözleşmeye taraftır. Buna rağmen ayrımcılığı kapsamlı biçimde yasaklayan
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek Protokolü hâlâ onaylanmamıştır.
Bugün dünyada savaşlar, çatışmalar ve ekonomik krizler milyonlarca
insanı yerinden etmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre dünyada
120 milyona yakın insan zorla yerinden edilmiş durumda ve gittikleri her yerde
ırkçı politika ve uygulamalara maruz kalan göçmen/mülteci nüfusun 2026’da 130
milyonu aşması bekleniyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ilk
haftalarında milyonlarca insan yerinden edildi; BM Mülteciler Yüksek
Komiserliği verilerine göre İran içinde yaklaşık 3,2 milyon kişi evlerini terk
etmek zorunda kaldı. Lübnan’da da son verilere göre 700 bine yakın kişi yerinden
edilmiş durumda ve bu sayı hızla artıyor.
Kitlesel göçü yaratan savaşlar, çatışmalar önlenmediği gibi,
güvenlikçi sınır politikaları nedeniyle göç yolları giderek daha tehlikeli hale
gelmektedir. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre son on yılda on binlerce
insan göç yollarında hayatını kaybetmiştir. Bu tablo, göç ve sığınma
politikalarının insan hakları temelinde ele alınmasının ne kadar önemli
olduğunu göstermektedir.
Yabancı düşmanlığı ve ırkçı yaklaşımların vahim sonuçları ile
karşılaştığımız Türkiye bugün milyonlarca göçmen ve mülteciye ev sahipliği
yapan ülkelerden biridir. Bu durum, ayrımcılıkla mücadele ve birlikte yaşam
kültürünün güçlendirilmesini daha da önemli hale getirmektedir.
Son dönemde yaşanan olaylardan birkaç örnek dahi, göçmenlere ve
farklı kimliklere yönelik ayrımcı tutumların ne kadar ağır sonuçlar
doğurabildiğini göstermektedir:
- Mersin’de Irak Kürdistanı
vatandaşı bir aile Kürtçe konuştukları gerekçesiyle saldırıya uğradı.
- Afgan maden işçisi Vezir
Mohammad Nourtani öldürüldü ve cesedi yakıldı.
- İzmir’de Suriyeli bir göçmen
anne komşularının saldırısına uğradı.
- Kayseri’de Suriyeli
mültecilere yönelik saldırılar sırasında 17 yaşındaki Ahmet Handan el-Naif
hayatını kaybetti.
- İstanbul’da göçmen işçi
Nicolai Palamarcıuc işkence sonucu yaşamını yitirdi.
Bu olaylar, ırkçılığın ve ayrımcılığın yalnızca söylem düzeyinde
kalmadığını; zaman zaman doğrudan şiddet ve ağır insan hakları ihlallerine yol
açabildiğini göstermektedir.
Irkçılık,
yalnızca hedef aldığı topluluklara zarar vermez. Toplumun barış içinde birlikte
yaşama kapasitesini de zayıflatır. Demokratik toplumların temelinde eşitlik,
insan onuru ve farklılıklarla birlikte yaşama iradesi vardır.
Bu nedenle:
- Irk ayrımcılığıyla mücadeleye
ilişkin uluslararası sözleşmeler etkin biçimde uygulanmalıdır.
- Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek Protokolü onaylanmalıdır.
- Nefret suçlarına karşı etkili
soruşturma ve yargılama mekanizmaları işletilmelidir.
- Göçmenlerin ve mültecilerin
hakları güvence altına alınmalıdır.
- Eşit, özgür ve birlikte
yaşanabilir bir toplum mümkündür.
21 Mart’ı, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı dayanışmanın ve insan
haklarını savunmanın günü olarak büyütmeye çağırıyoruz.
Savaşlar ve silahlı çatışmalar bugün dünyadaki zorunlu göçün en
önemli nedenlerinden biridir; insanlar yaşamlarını korumak için evlerini,
şehirlerini ve ülkelerini terk etmek zorunda kalmaktadır.
Bu nedenle uluslararası toplumu savaşların durdurulması,
sivillerin korunması ve insanların yerinden edilmesine yol açan çatışmaların
sona erdirilmesi için sorumluluk almaya çağırıyoruz.
GÖÇMEN
MÜLTECİ DAYANIŞMA AĞI