ERKEK EGEMEN AİLE KADINLARI ÖLDÜRÜYOR
8 Mart
Dünya Kadınlar Günü öncesinde insan hakları savunucusu kadınlar olarak, İnsan
Hakları Derneği’nin bulunduğu tüm şubelerde ortak bir eylem gerçekleştirerek
kamuoyuna ve siyasal iradeye bir uyarı açıklaması yapmak istedik. Bu
açıklamanın, kadına yönelik şiddet konusundaki taleplerimizin değerlendirilmesi
için güçlü bir çağrı olarak kabul edilmesini istiyoruz.
Bilindiği
üzere coğrafyamızda erkek egemen, militer ve feodal değer yargıları olağanüstü
derecede içselleştirilmiş durumdadır. Bu anlayışın sonucu olarak kadına yönelik
şiddet sistematik ve yaygın biçimde uygulanmaktadır. Neredeyse her güne yeni
bir kadın cinayeti haberiyle başlıyoruz. Hatta geçtiğimiz hafta 1 gün içinde 6
kadının katledildiğine tanıklık ettik. Buna karşın Türkiye Cumhuriyeti’ni
yöneten siyasal irade toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu tamamen gündemden
çıkarmış durumdadır. Kadına yönelik şiddet, çeşitli uygulamalarla adeta
meşrulaştırılmaktadır.
Biz
kadınlar güvende değiliz. Yaşam güvencemiz yoktur.
Kadına
yönelik şiddet konusunda bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı uluslararası
metin, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Avrupa Konseyi sözleşmesidir. Bu
sözleşme, bizim coğrafyamızda verilen kadın mücadelesinin bir sonucu olarak
hazırlanmıştır. Diyarbakır’da annesi eşi tarafından öldürülen, kendisi de ağır
yaralanan Nahide Opuz’un başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Türkiye’yi kadına yönelik şiddet konusunda gerekli önlemleri almadığı
gerekçesiyle mahkûm etmiştir. Bu kararın ardından Avrupa Konseyi, üye
devletlere kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin kapsamlı bir sözleşme
hazırlanması çağrısında bulunmuştur. İstanbul Sözleşmesi bu süreçte hazırlanmıştır.
Sözleşme
11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış, ilk imzacısı Türkiye
Cumhuriyeti devleti olmuştur. Sözleşme, imzacı devletlere kadına yönelik
şiddetin; erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmasına, ayrımcılığa ve
tarihsel eşitsiz güç ilişkilerine dayandığını kabul etme ve buna karşı kapsamlı
politikalar geliştirme yükümlülüğü getirmiştir. Kadınlara yönelik her türlü
ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve yaşamın tüm alanlarında şiddetin sona
erdirilmesi için devletlere somut sorumluluklar yüklemiştir. Aynı zamanda
toplumsal cinsiyete duyarlı, eş güdümlü ve bütüncül politikalar geliştirme
görevi tanımlamıştır.
Ancak
sözleşme yürürlükte olduğu dönemde dahi yeterince uygulanmamıştır. Buna ilişkin
eleştirilerimizi kadınlar olarak her zaman dile getirdik. Buna rağmen sözleşme,
kadınlara hem hukuki hem de moral güç sağlamış, mücadele alanımızı
genişletmiştir.
Ne yazık
ki 20 Mart 2021 tarihinde tek bir imzayla sözleşmeden çekilme kararı
alınmıştır. Oysa sözleşme Meclis onayından geçerek yürürlüğe girmiştir. Buna
rağmen bir Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilmiştir. Yapılan tüm itirazlar
sonuçsuz kalmıştır. Bu çekilme kararı, kadına yönelik şiddet konusunda
tehlikeli bir “meşruiyet algısı” yaratmış; bu durum kadın cinayetlerindeki
artışla somut biçimde kendini göstermiştir.
Veriler
açıkça ortadadır:
- 2021
yılında 280 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 217 kadın şüpheli biçimde
yaşamını yitirdi.
- 2022
yılında 334 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 245 kadın şüpheli biçimde
yaşamını yitirdi.
- 2023
yılında 315 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 248 kadın şüpheli biçimde
yaşamını yitirdi.
- 2024
yılında 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 259 kadın şüpheli biçimde
yaşamını yitirdi.
- 2025
yılında 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 297 kadın şüpheli biçimde
yaşamını yitirdi.
Katillerin
kimliklerine bakıldığında en büyük oranı kadınların evli oldukları erkekler
oluşturmaktadır. İkinci sırada eski partnerler, üçüncü sırada ise akrabalar yer
almaktadır. Bu tablo açıkça göstermektedir ki erkek egemen ve feodal aile
yapısı kadınları öldürmektedir.
2025
yılının “aile yılı” ilan edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği
tartışmalarının adeta yasaklanması, kadınların en çok şiddete maruz kaldığı
alanın aile içi olduğunu görmezden gelmektir.
Biz
insan hakları savunucusu kadınlar olarak, kadına yönelik şiddetin önlenmesinin
birinci koşulunun İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek olduğunu bir kez daha
hatırlatıyoruz. “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” söylemi içi boş bir slogan
değildir. Bu sözleşme, erkek egemen zihniyetle mücadele etmek üzere kadınların
emeğiyle hazırlanmış, uluslararası kabul görmüş bir şiddet önleme
mekanizmasıdır.
Türkiye
Cumhuriyeti’ni yönetenleri 11 Mayıs 2011’de ortaya konan iradeye geri dönmeye
ve İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalamaya davet ediyoruz.
Unutulmamalıdır
ki kadına yönelik şiddet politiktir. Devlet dili ne kadar sert, ayrıştırıcı ve
ötekileştirici olursa, şiddet de o ölçüde artar.
Biz kadınlar yaşamdan yanayız.
İstanbul Sözleşmesi yaşatır.
İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalayın.
İnsan Hakları
Derneği
Merkezi Kadın
Komisyonu