OKULLARIN DUVARLAR VE DİKENLİ TELLERLE ÖRÜLMESİYLE GÜVENLİ EĞİTİM ORTAMI YARATILAMAZ
İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nde bir öğrenci tarafından gerçekleşen bıçaklı saldırıda eğitim emekçisi öğretmenlerden Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybetmiş olması bir öğretmenin ve öğrencinin de yaralanmış olması okullarda şiddetin vardığı boyut ve güvenlik sorununu bir kez daha ortaya koymuştur. Olaya ilişkin yayın yasağı getirilmesi şiddetin önlenmesi yükümlülüğünün üstünün örtülmesi, şiddetin esas nedenlerinin konuşulmasının engellenmesi anlamına gelmekte olup kabul edilemez niteliktedir.
Şiddetin bu coğrafyada yaşamın birçok alanında yaygınlaşmasının temel nedenlerinden biri şiddeti normalleştiren ve besleyen politik dildir. Bunun yanı sıra kitle iletişim araçları ve dijital ortamlar da, dizilerde, haber sunumlarında ve sosyal medyada şiddetin sürekli görünür olması kimi zaman kahramanlık, güç veya hak arama biçimi olarak sunulması, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde normalleştirici bir etki yaratmaktadır. Ayrıca uyuşturucu kullanım yaşının ortaokul seviyelerine kadar düştüğü ve okullara sirayet eden çeteleşmeye yönelik tespitler ortadayken, okullarda öğrencilerin ve öğretmenlerin can güvenliğine ilişkin risklerin de ciddi boyutlara ulaştığı ortadadır.
Okulların demir kapılarla, duvarların dikenli tellerle örülmesiyle güvenli eğitim ortamı yaratılamaz. Güvenli bir eğitim ortamı, yalnızca fiziki güvenlik önlemleriyle değil; psikolojik, sosyal ve pedagojik boyutları kapsayan bütüncül politikalarla mümkündür. Bu politikalar olmadan yaşanan vakaların tekil birer örnek olarak ele alınacak ve şiddetin önlenmesi mümkün olmayacaktır. Oysa okullarda yaşanan şiddet, toplumdan bağımsız ve kendi başına ortaya çıkan bir olgu değildir. Günlük politik söylemlerde üretilen şiddet dili, kitle iletişim araçları ile dijital platformlar aracılığıyla sürekli yeniden üretilen ve kimi zaman meşrulaştırılan yaygın toplumsal şiddetle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle okulda görülen şiddet vakaları, yalnızca bireysel davranış sorunları olarak değil; daha geniş bir toplumsal yansımasının ürünü olarak değerlendirilmelidir. Şiddetin tekrar eden bir döngü haline gelmesinin engellenesinin en başta devletin yükümlülüğündedir.
Şiddetin esas nedenleriyle ortadan kalkmadığı sürece, her yeni vaka bir öncekinin devamı niteliğinde olacaktır. Bu nedenle devletin sorumluluğu yalnızca güvenlik tedbirleri almak değil; toplumsal barışı, toplumsal cinsiyet eşitliğini, diyaloğu ve güven kültürünü inşa edecek bütüncül politikalar üretmek olmalıdır. Şiddet kültürü yerine barış ve güven temelli bir toplumsal ortam oluşturulmadıkça bu ve benzeri olayların yaşanması kaçılmaz olacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkililer, okullarda şiddeti önlemeye yönelik somut, etkili ve sürdürülebilir politikalar geliştirmelidir.
Kamuoyunu şiddet dilini yeniden
üreten kültürel kalıplarla yüzleşmeye, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı
söylemlere karşı ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Şiddeti
normalleştiren her sözün ve pratiğin karşısında şiddetsiz bir dünyayı hep
birlikte savunalım.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
