TÜRKİYE VE DÜNYA KAMUOYUNU BARIŞA SES VERMEYE, İNSANLIĞA SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUZ
Kobanê’nin IŞİD’e karşı savaşta
sembolik bir anlamı var. Hatırlanacağı üzere 2014 yılında IŞİD çeteleri tarafından Kobanê’ye bağlı
yüzlerce köy ele geçirilmiş, binlerce insan zorla yerinden edilmişti. Ardından
kuşatmaya alınan Kobanê’ye dönük saldırılar; Kürtlerin öncülüğünü yaptığı, farklı
etnik ve inanç gruplarından oluşan silahlı güçlerin direnişi, Pêşmerge güçleri
ile uluslararası koalisyonun desteğiyle püskürtülmüş, devam eden yoğun
çatışmalar sonucu Kobanê ve Suriye’nin pek çok yerleşim yeri IŞİD’den
kurtarılmıştı.
2014’teki insanlık trajedisinin, bugün de tekrarlanması riskinden derin
bir endişe duymaktayız. Nitekim Suriye’de, HTŞ tarafından oluşturulan Geçici Yönetime
bağlı silahlı grupların Alevilere ve Dürzilere yönelik saldırıları ile başlayan
süreç; 6 Ocak 2026 tarihinde Halep’in Şeyh Maqsud ve Eşrefiye mahallerinde yaşayan
Kürtleri ve diğer grupları hedef alan saldırılar ile devam etmiştir.
Gerçekleştirilen saldırılar sonucu oradaki çok sayıda insana dönük işkence ve
infaz görüntüleri kamuoyuna yansımış, yine binlerce insan zorla yerinden
edilmiştir.
Gelinen aşamada, Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Deyr Hafir, Meskene,
Rakka ve Deyrezor’dan çekilmesine rağmen sivillere yönelik saldırılar artarak
devam etmektedir. Özellikle Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı Hasekê ve Kobanê kentleri
hedef alınmaktadır. Son aldığımız ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Kobanê
kentinde internet erişimi kesilmiş; yine elektrik, su ve temel gıda maddelerine
erişim engellenmektedir. Kobanê ve Hasekê kentlerinde yaşayan insanlar büyük
bir saldırı tehdidi ile karşı karşıyadır.
Suriye Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı da Suriye'deki camilere
1988'de Saddam Hüseyin'ın Kürtlere karşı katliamlarının adı ve sembolü olan “Enfal
Suresiyle” başlayan bir genelge göndererek Rojava’ya yönelik saldırıları
“fetih” olarak nitelendirmiş; saldırılara ve katliamlara zemin hazırlamış ve meşrulaştırmıştır.
Ayrıca kamuoyuna yansıyan görüntülerde HTŞ tarafından oluşturulan Geçici
Suriye Hükümetine bağlı silahlı grupların, hapishanelerde tutulan IŞİD
şüphelisi kişileri serbest bıraktığı, başta kadınlar olmak üzere sivillere
yönelik saldırıların arttığı ve işkence ile infaz eylemlerinin sistematik bir
hal aldığı görülmektedir. Dünya kamuoyuna yansıyan bu haberler ve görüntüler, Uluslararası
Hukuk ve Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi’nin sistematik biçimde ihlal
edildiğini gözler önüne sermektedir. Bu süreçte sivillerin hedef alınması, yerel
nüfusun zorla yerinden edilmesi, işkence ve kötü muamele uygulamaları, esir
alınan silahlı militanların infaz edilmesi gibi uluslararası belgelerde savaş
suçu olarak tanımlanan pek çok fiile tanıklık etmekteyiz.
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılar; insan onurunun korunması
konusunda yerel ve uluslararası kamuoyuna büyük bir sorumluluk yüklemektedir.
HTŞ tarafından oluşturulan Geçici Suriye yönetimi, Suriye’de yaşayan Kürtlerin,
Alevilerin, Dürzilerin, Süryanilerin ve kendilerince “makbul kabul edilmeyen” bütün
halkların yaşam hakkına yönelik saldırılardan derhal vazgeçmelidir.
Sivillerin korunması ve yaşam hakkının güvence altına alınması için de
çeşitli çevrelerden hak kurumlarının ve baroların da olduğu sivil toplum
kuruluşlarının yaptığı başvuruya da dikkat çekerek Birleşmiş Milletleri göreve
davet ediyoruz; Kuzey ve Doğu Suriye’de Geçici Suriye Hükümetine bağlı silahlı
grupların saldırıları, işlemeye devam ettikleri savaş suçları derhal durdurulmalı;
uluslararası hukuk ilkelerine göre sorumlular hakkında etkin soruşturmalar
yürütülmelidir.
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılar Türkiye’nin birçok yerinde
protesto edilmektedir. Bu protesto eylemleri sırasında göstericilere yönelik kolluğun
işkenceye varan uygulamalar gerçekleştirdiği; birçok kişinin gözaltına alındığı
ve haber takibi yapan çok sayıda gazetecinin de ekipmanlarına el konularak gözaltına
alındıkları yönünde bilgi ve görüntüler kamuoyuna yansımıştır. Ayrıca Kuzey ve
Doğu Suriye’de yaşanan saldırılar ile ilgili farklı siyasi yelpazeden siyasi
aktörlerin, bazı basın yayın organlarının ve sosyal medya hesaplarının ürettikleri
ırkçılık propagandası, şiddet çağrısı ile nefret söylemlerine tanıklık
etmekteyiz. Buradan içişleri bakanı ve adalet bakanına çağrıda bulunuyoruz: Gazetecilere
ve medyaya yönelik kısıtlamalardan ve tehditlerden vazgeçin, gözaltında bulunan
tüm gazetecileri derhal serbest bırakın, protestoculara yönelik işkence ve kötü
muamele yapan kolluk görevlilerini tespit edip görevden el çektirin ve haklarında
ivedilikle soruşturma başlatın. Yine adalet bakanına çağrımız şudur: Daha büyük
toplumsal ayrışmalara yol açmadan ırkçılık propagandası yapan, şiddet ve nefret
söylemlerinde bulunan medya organları ve sosyal medya hesapları hakkında gerekli
yasal işlemleri derhal başlatın. Çünkü şunun farkındayız, Türkiye’de 40 yılı aşkın
süredir devam eden çatışmalı ortamın sona erdirilmesi ve Kürt meselesinin
demokratik yollarla çözülmesi için yakalanan tarihi fırsat heba olmak üzeredir.
Bu vesile ile bir kez daha başta Türkiye olmak üzere BM’ye üye bütün devletlere
ve uluslararası kurumlara çağrıda bulunuyoruz:
Suriye’de yaşanan kıyıma ve kırıma izleyici kalınmamalı, Kürtlere
yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır.
Kürtler, Süryaniler, Aleviler, Dürziler gibi yerleşik halkların ve diğer
tüm toplulukların kendi gelecekleri için karar verme haklarına saygı duyulmalı
ve bu meşru hak güçlü biçimde desteklenmelidir.
Suriye’de kurulacak demokratik bir yönetim hem Türkiye’nin iç barışına
hem de bölgesel barışa vesile olacaktır. Bu bağlamda Türkiye; Suriye’de
tekçiliği hedefleyen, kendisi dışında kimseye yaşam hakkı tanımayan yapıları
desteklemekten uzak durmalı, bütün halkların ve inançların eşit ve özgür
şekilde yaşamasını mümkün kılacak politikalara destek olmalıdır.
Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası örgütler ve kurumları
Suriye’de yaşanan saldırıları durdurmaya, yaşanan ağır insan hakları ihlallerini
soruşturmaya ve kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermeye davet ediyoruz.
İHD olarak; dünyada ve coğrafyamızda
demokrasi ve insan hakları değerlerini esas alan eşitlik, özgürlük ve barış
ilkelerine dayalı bir ortak yaşamın kurulması için herkesi savaşa ve şiddete
karşı harekete geçmeye, insan onuruna sahip çıkmaya çağırıyoruz.
İnsan Hakları Derneği